İçeriğe geç
Şehir Rehberi

Para İçin Kendini Pazarlayan Escort Gözde

Akşamüstü Hasköy İskelesi’nden Haliç’in durgun sularına ve karşı kıyıda parıldayan İstanbul ışıklarına bakan Gözde, bu şehrin kendisini sınamak için önüne çıkardığı her kopuk telin, hayallerine gümüş bir düğüm atmak için var olduğunu çok iyi biliyordu.

Gözde’nin Hasköy ve Halıcıoğlu Sokaklarındaki Filografi ve Metal İşçiliği Mücadelesi

Mayıs ayının ortasında Haliç’in kıyılarından tırmanan ılık ama nemli bir bahar rüzgârı Hasköy’ün dik, dar yokuşlarında ve tarihi tersane binalarının çatılarında esip geçerken, Gözde kucağındaki ağır ıhlamur ağacı zemin kasasını ve paha biçilmez bakır tel makaralarını düşürmemek için Halıcıoğlu Caddesi’ne uzanan kaygan taş basamakları büyük bir dikkatle tırmanıyordu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü yüksek lisans öğrencisi olan Gözde, Denizli’nin bakırcılığıyla ünlü bir kasabasından İstanbul’a, ahşap üzerine çivi çakıp çelik teller sararak yapılan geleneksel filografi sanatını modern heykelsi rölyeflerle buluşturma hayaliyle gelmişti. Hasköy’ün eski tersane çalışanlarından kalan, duvarları rutubetten kabarmış ve tavanından soğuk rüzgâr sızan tek odalı bir ahşap bodrum katında yaşıyor; geceleri Haliç Kıyısı’ndaki salaş bir balıkçı lokantasında masa silip bulaşık yıkayarak hem ev kirasını ödüyor hem de dövme pirinç çivi ile özel kaplama bakır tel masraflarını karşılamaya çalışıyordu.

O gün, akademik geleceğini ve sanatsal kariyerini şekillendirecek en önemli sergi seçmesi vardı. Halıcıoğlu’ndaki tarihi bir tersane hangarında düzenlenecek olan "Haliç’in Telleri ve Ahşabın Dokusu" sergisine kabul edilmek için aylardır gece gündüz üzerinde çalıştığı, siyah çuha kaplı fırınlanmış ahşap kaide üzerine binlerce pirinç çivi çakıp aralarına milimetrik bakır teller ördüğü devasa "Haliç Feneri ve Gece Dalgaları" filografi panosunu jüriye teslim etmesi gerekiyordu. Eğer eseri birincilik kazanırsa hem Almanya’daki Çağdaş Metal Sanatları Enstitüsü’ne iki yıllık burslu araştırmacı olarak kabul edilecek hem de dört aydır biriken ev kirasını ve bakırcı esnafına olan borçlarını tek kalemde silebilecekti. Günlerce uykusuz kalmış, küçük çekiçle çivi çakmaktan parmakları nasır tutup su toplayana, telleri germekten avuç içleri su kesene kadar o sert zemine ruh katmıştı.

Ancak Hasköy Yokuşu’ndan caddeye doğru inen yosunlu Arnavut kaldırımı sokakta yürürken, yukarıdan kontrolden çıkan bir nakliye arabası Gözde’nin üzerine doğru savruldu. Anlık bir panikle kenardaki tarihi taş duvara sıçrayan Gözde, ıslak taşların üzerinde dengesini kaybederek sertçe kapaklandı. Kucağındaki ahşap muhafaza kasası fırlayarak merdivenlerin sivri kenarlarına çarptı. Kasadan fırlayan o hassas filografi panosu, darbenin etkisiyle sert zemine yapıştı; gergin örülmüş yüzlerce bakır tel şiddetli darbeyle koptu, pirinç çiviler ahşap zeminden sökülerek yerinden fırladı ve panonun merkezindeki fener motifi tanınmaz halde ezilip sokağın kenarındaki çamurlu su birikintisine saçıldı.

Gözde, ellerindeki ve dizlerindeki kanamanın acısını hissetmeden, soğuk çamurun içinde dağılmış çivilere ve kopan tel yumaklarına bakarak donakaldı. Uykusuz geçen geceler, çekiç sesleriyle çınlayan zihni, nasırlı parmakları ve kurduğu tüm gelecek hayalleri saniyeler içinde o kirli suyun içinde yok olup gitmiş gibiydi. Ağlamaktan hıçkırıklara boğulan genç kız, Haliç’in bu dik ve acımasız yokuşunda ne kadar tek başına kaldığını hissetti.

O sırada sokağın hemen köşesindeki eski bir torna ve bakır işleme atölyesinden çıkan, Hasköy’ün elli yıllık emektar filografi ve metal ustası "Filografici Kaspar Usta" kızın çaresizliğini fark etti. Dükkânından çıkıp Gözde’yi kolundan tuttu, omuzlarına gomalak ve yağ kokan önlüğünü örterek onu kütük sobasının gürül gürül yandığı sıcacık atölyesine götürdü.

Kaspar Usta, Gözde’ye dumanı tüten bir bardak sıcak ıhlamur uzattıktan sonra sökülen ve ezilen filografi panosunu inceledi. "Tel koptu, çivi söküldü diye zanaat bitmez kızım," meşhur ses tonuyla konuştu. "Eski Haliç ustaları kopan teli çöpe atmazdı; sökülen çivilerin yuvasına erimiş gümüş lehim akıtır, kopan tel uçlarını ince pirinç halkalarla birbirine bağlayarak o karmaşaya üç boyutlu yeni bir fırtına dokusu katarlardı. Eserin yarası, ona kendi hikâyesini veren yerdir."

Kaspar Usta, atölyesindeki emektar lehim havyasını, eritilmiş gümüş tellerini ve küçük çelik cımbızları çıkardı. Gözde, ustanın rehberliğinde titreyen elleriyle sökülen çivi yuvalarına erimiş gümüş akıttı; kopan bakır tellerin uçlarını gümüş lehimlerle kenetleyip eğrilen hatları fırtınalı bir deniz dalgası gibi yeniden biçimlendirerek panoya büyüleyici bir "gümüş-bakır hibrit" rölyef dokusu kazandırdı. Kopan ve ezilen hatlar, Haliç üzerindeki fırtınalı bir Boğaz gecesinin masalsı yansımasına dönüştü.

Sunum saatine dakikalar kala hangar salonuna ulaşan Gözde, jüri üyelerinin karşısına çıktı. Yaşadığı kazayı ve filografinin telleri koptuktan sonra gümüş lehimlerle kazandığı bu yeni ruhu sunumunda anlattı. Jüri, panoya işlenen bu özgün teknik restorasyon dokusına ve genç kızın pes etmeyen direncine hayran kalarak çalışmayı birincilikle ödüllendirdi.

Dış referanslar

Kaynaklar

Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.

  1. anadoluyakasiblog.icuanadoluyakasiblog.icu