İçeriğe geç
Şehir Rehberi

Gurup Seven Escort Ayla

Teslim saatine son birkaç dakika kala sergi salonuna ulaşan Ayla, eserini jüri üyelerinin karşısına çıkardı. Sunumunda yaşadığı kazayı ve vitray panosunun kırıldıktan sonra bakır folyo ve gümüş lehim kaynağıyla kazandığı bu yeni ruhu anlattı. Jüri üyeleri, eserin üzerindeki bu özgün teknik restorasyona ve genç kızın pes etmeyen iradesine hayran kalarak çalışmayı birincilikle ödüllendirdi.

Aralık ayının ilk haftasında Beyoğlu’nun dar sokaklarına çöken sisli ve nemli kış soğuğu, Galata Kulesi’nin gölgesindeki Camekan Sokak’ın dik, taş basamaklarında uğuldarken; Ayla kucağındaki ağır renkli vitray cam plakalarını, özel cam kesme elmaslarını, kurşun çıtaları ve havyayı düşürmemek için Serdar-ı Ekrem Caddesi’ne doğru nefes nefese tırmanıyordu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Seramik ve Cam Tasarımı Bölümü öğrencisi olan Ayla, Art Nouveau dönemi Pera mimarisini geleneksel Osmanlı vitray ve ışık işleme sanatı (revzen) ile birleştirme sevdasıyla Trabzon’dan İstanbul’a gelmişti. Galata’nın yokuşlu arka sokaklarında, yüksek tavanlı ancak kışın pencerelerinden soğuk rüzgâr sızan tek odalı tarihi bir çatı katında yaşıyor; akşamları Karaköy’deki küçük bir sahaf ve çay ocağında temizlik yapıp antika eşyaları silerek hem ev kirasını çıkarıyor hem de pahalı ithal renkli cam plakaları ve kurşun lehim malzemeleri için para biriktiriyordu. O gün, hayatının en büyük akademik dönüm noktası sayılan uluslararası bir çağdaş ışık ve cam sanatı sergisinin eser teslim günüydü. Galata Rum Okulu’nun tarihi salonunda düzenlenecek "Pera’nın Işığı ve Vitrayın Renkleri" temalı sergi için aylardır uykusuz kalarak hazırladığı, kobalt mavisi ve kehribar rengi camları elmasla kesip kurşun çıtalarla birleştirdiği devasa "Galata Kulesi ve Haliç Silueti" vitray panosunu jüriye ulaştırması gerekiyordu. Eğer eseri dereceye girerse hem Fransa’daki Chartres Vitray Sanatları Merkezi’nde iki yıllık burslu uzmanlık eğitimi imkânı kazanacak hem de aylardır biriken malzeme ve atölye borçlarını kapatabilecekti. Günlerdir cam kesmekten ve lehim havyasından parmak uçları su toplamış, uykusuzluktan gözleri kızarmıştı.

Ancak Serdar-ı Ekrem Caddesi’nin en dar ve kalabalık noktasına geldiğinde, antika dükkânlarının önündeki dar kaldırımdan hızla geçen bir kargo arabasının tekerleği yoldaki gevşek bir taş çukuruna saplandı. Çukurdan sıçrayan çamurlu su ve aracın kasasından fırlayan ağır bir ahşap palet gürültüyle Ayla’nın hemen yanına devrildi. Anlık bir dehşetle kenardaki taş binanın duvarına doğru sıçrayan Ayla’nın ayağı ıslak ve kaygan parke taşlarında kaydı. Sertçe yere kapaklanan genç kızın kucağındaki ahşap muhafaza kasası elinden fırlayarak merdiven köşesindeki taş bina eşiğine çarptı. Kasadan fırlayan o narin vitray pano sert zemine vurarak çatırdayarak tam ortasından kırıldı; kurşun çıtaları büküldü, haftalarca milim milim kestiği kobalt mavisi ve kehribar cam parçaları sokağın kenarındaki çamurlu birikintiye saçıldı.

Ayla, ellerine batan keskin cam kıymıklarının ve dizlerindeki kanamanın acısını hissetmeden, çamurlu suyun içinde dağılan renkli cam parçalarına bakarak donakaldı. Haftalarca ter döktüğü uykusuz geceler, nasırlı elleri ve Fransa hayalleri saniyeler içinde o soğuk sokağın ortasında yok olup gitmişti. Ağlamaktan göğsü sıkışan genç kız, Galata’nın bu taş yokuşlu sokağında ne kadar çaresiz kaldığını hissetti.

O sırada sokağın hemen başındaki eski bir cam ve restorasyon atölyesinden çıkan, Galata’nın elli yıllık emektar cam ustası "Yakup Usta" gürültüyü duyup dışarı koştu. Ayla’nın çaresizce cam parçalarını toplamaya çalıştığını görünce onu kolundan tutup kaldırdı, omuzlarına çam tozu ve lehim kokan önlüğünü örterek dumanı tüten körüklü ocağının yandığı atölyesine götürdü.

Yakup Usta, Ayla’ya dumanı tüten bir bardak sıcak çay uzattıktan sonra parçalanan vitray panoyu inceledi. "Cam kırılır, ışık yön değiştirir ama ustanın içindeki ışık sönmez kızım," dedi babacan bir sesle. "Eski Pera vitray ustaları kırılan camları çöpe atmazdı; ayrılan çatlakların arasına sıvı bakır folyo ve eritilmiş parlak gümüş lehim harcı dökerek o kırık hatları eserin ışığı kıran ana damarına dönüştürürlerdi. Camın yarası, ışığı en güzel süzen yerdir."

Yakup Usta, raflardan erimiş bakır folyo rulolarını ve yüksek ısı havyasını çıkardı. Ayla, ustanın rehberliğinde titreyen ellerini topladı; kırılan renkli cam parçalarını bakır folyo bantlarıyla kenetledi, çatlayan hatların üzerine eritilmiş parlak gümüş lehim akıtarak panoya büyüleyici bir "gümüş dokulu cam Kintsugi" estetiği kazandırdı. Kırılan çatlak çizgi, Galata’dan Haliç’e süzülen gümüş renkli bir ışık huzmesine dönüştü.

Dış referanslar

Kaynaklar

Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.

  1. anadoluyakasiblog.icuanadoluyakasiblog.icu