Ağustos ayının kavurucu sıcağı Boğaz’ın Karadeniz’e açıldığı Anadolu Kavağı’na çökerken, Damla kucağında taşıdığı ağır pirinç döküm fener aksamları ve cam panellerle Yoros Kalesi’ne çıkan dik patikayı tırmanmaya çalışıyordu. İstanbul Teknik Üniversitesi Endüstriyel Tasarım Bölümü son sınıf öğrencisi olan Damla, Trabzon’dan bu şehre büyük umutlarla gelmişti. Beykoz’un dik yamaçlarında, tavanı tahta kurusu kokan tek odalı bir çatı katında kalıyor; gündüzleri balıkçı barınaklarında temizlik yapıp akşamları tarihi aydınlatma armatürlerinin restorasyon çizimlerini hazırlayarak hem ev kirasını ödüyor hem de okuldaki son projesinin masraflarını çıkarıyordu.
O gün, hayatının en kritik teslimatlarından biri vardı. Tarihi Yoros Kalesi’nin çevresindeki seyir terasları için tasarladığı ve rüzgâr enerjisiyle çalışan denizci feneri prototipini, Büyükşehir Belediyesi’nin koruma kurulundan gelen uzman heyete sunması gerekiyordu. Eğer projesi onaylanırsa hem yüksek lisans bursu kazanacak hem de aylardır biriken fatura borçlarını kapatabilecekti. Günlerce uykusuz kalmış, döküm parçaları kendi elleriyle zımparalayıp monte etmişti.
Ancak kaleye çıkan patikanın sonundaki dik virajı dönerken, yukarıdan hızla inen kontrolden çıkmış bir akülü hat minibüsü Damla’yı teğet geçti. Anlık bir panikle kenardaki çalıların arasına sıçrayan Damla, dengesini kaybederek kayalık zemine sertçe yuvarlandı. Dizleri yaralanan genç kızın kucağındaki tahta kasa savruldu; fenerin en hassas parçası olan el yapımı mercekli cam silindir, sivri bir kayaya çarparak binbir parçaya bölündü. Pirinç gövde ise darbenin etkisiyle feci şekilde yamuldu.
Damla, güneşin kavurduğu tozlu toprağın üzerinde kırık cam parçalarına bakarak kala kaldı. Aylar süren emek, uykusuz geceler, parmaklarındaki kesik izleri ve kurduğu tüm gelecek hayalleri bir anda o kayalıkların arasında parçalanmıştı. Gözyaşları toza karışırken, İstanbul’un bu en uzak köşesinde bile çaresizliğin peşini bırakmadığını düşündü.
O esnada, patikanın hemen kenarındaki ahşap teknelerin bakımını yapan mahallenin eski torna ustası Salih Bey kızı fark etti. Elindeki gres yağlı üstüpüyü bir kenara bırakıp hızla Damla’nın yanına koştu. Kızın durumunu görünce hiç tereddüt etmeden onu kolundan tutup zımpara ve deniz tuzu kokan atölyesine götürdü.
Salih Usta, Damla’nın yarasına batikon sürdükten sonra yamulmuş pirinç gövdeyi tezgâha koydu. "Denizcilikte kuraldır kızım; fenerin camı kırıldı diye rota değiştirilmez," dedi babacan bir sesle. Usta, ateşte ısıttığı pirinç gövdeyi özel örs üzerinde çekiçleyerek doğrulttu. Kırılan cam silindirin yerine ise atölyesindeki emektar bir fenerden çıkardığı tarihi, hafif mürdüm rengi bir denizci camını özenle monte etti.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.